Ailem ailen, acıların acım…

img_4630

Hayatta adımlar atarken, yolumuzu kaybetmemek için tıpkı Hansel ve Gratel gibi ekmekler bırakıyoruz ardımızda. Zannediyoruz ki ekmekler bizlerin bıraktığı yerlerde kalacak oysa ki tıpkı masaldaki gibi umulmadık bir şekilde o ekmekler kayboluyor. Yollarımıza beklenmedik karanlıklar çöküyor.

İşte bugünlerde o karanlık, benim can dostum Onur’un yoluna çöktü. Ölüm Onur’un kendi ifadesiyle “Sade, zarif, eşsiz centilmen, paraya fazla değer vermeyen” babasını aldı, üstelik birkaç yıl önce annesini de ondan ayırmışken.

Onur’un acısı acım oldu çünkü ondan bu devirde eşine az rastlanır bir beyefendilik, dostluk ve yol arkadaşlığı gördüm. Onu aileme ve yakın çevreme anlatırken gerçek bir “Prens” diye anlattım hep. Bu unvanı ona en çok soylu kalbinden ötürü yakıştırıyorum.

Annesi ve babası şimdi sonsuz uykularındayken onların ismine bu denli yakışır bir evlat yetiştirdikleri için teşekkür etmek istiyorum bu yazıyla. Biliyorum ki benim gibi tek çocuk olan Onur’un üzerinde tarifi zor bir emek ve sevgi var.

Bizler de bu emekleri boşa çıkarmamak için elimizden geleni yapıyoruz ancak zamanla hayattaki en hakiki başarıların kariyerlerimiz ya da kazandığımız paradan ziyade kalplerimiz ve ruhlarımızın asaletinden geldiğini anlıyoruz, üstelik bunu en iyi de karşılaştığımız asil kalplerden öğreniyoruz. O yüzden annesi Pervin Hanım ve babası İsmail Bey’in ruhları her zaman rahat etsin ki Onur’un göz kamaştırıcı tevazusu, zekası, başarıları ve kalbi yolumuzu aydınlatıyor, iyiliği hayatlarımıza ışıltı veriyor.

Üniversiteden mezun olduğumuz 2008’den beri zaman zaman kesişen yollarımız artık hiç ayrılmamak üzere birleşti. Hayatın ilginç döngüsünde Onur ile dansımız devam ediyor. 2011 yılında yeniden iletişime geçtiğimizde, Onur Avrupa’nın en prestijli  okullarından biri olan HEC’den  burslu olarak mezun olurken ben Cenevre’de çalışıyordum. Birbirimize nasıl destek olabileceğimizi konuşup, neler yapabileceğimizi tartışmıştık. Aradan yıllar geçti ben Paris’e taşındım. Onur prens gibi belirdi karşımda. “ Deniz’cim evimde istediğin kadar kal, benden nasıl destek istersen olurum ” dedi. Verdiği sözden bir gün bile şaşmadı, ağzında lafı gevelemedi. Ne dediyse yaptı. Ev tutmam için kefil oldu, evini açtı, kredi kartımı al kullan dedi. Moralim bozulsa “ Deniz’cim” en güzel şeyler senin olacak üzülme diye sarıldı bana.

Onur yine başarılarına başarı katarak yeni bir teklif ile Cenevre’ye taşınmasına ben içten içe üzülürken, bizleri darmadağın eden hastalık haberini aldık. Babasına bir ay önce konan kanser teşhisi, beklenmedik bir hızla ilerledi.

Dedim ya kaderin ikimizle ilgili tuhaf bir dansı var diye, Onur haberi aldığında Paris’teki evini kapamış, bu sefer benim evimde kalıyorduk. Acısını bu denli içimde hissedebileceğim bir dosta sahip olduğum için kendimi şanslı sayarken, bu kayıp karşısında allak bullak olduğumu da itiraf etmeliyim.

Onur bugün İstanbul’da iken, Noel’in ertesi günü bomboş ve gri kasvetli bir Paris gününde son kez onun evine gidip posta kutusuna baktım. 13 numara Penthievre sokağının kapısını son kez kapatırken, hayatlarımızda bir dönemin bittiğini, ikimizin de güçlenen dostluğu ile yeni bir döneme başladığımızı içimde hissettim.

Sevgili Onur, can dostum! Ailem ailen, acıların acılarım, sevinçlerim sevinçlerindir. Senin gibi yetişmiş bir evlattan, bir anne ve baba için daha büyük bir cennet olabilir mi? Yattıkları yerde huzuru senin kalbinde, ışığı ise aydınlığında bulacaklar. İçini ferah tut, Nazım Hikmet’in dediği gibi “ En güzel günlerimiz henüz yaşanmamışlar olanlar”.

Yazımı Onur’un babasına yazdığı yazının son paragrafı ile noktalamak istiyorum.

“Babamın Fransızca tutkusu, onu Bursa’da Transtürk şirketinde çevirmenlik yaparken, hayatında en çok sevdiği ve değer verdiği insan olan annem Pervin Dallıağ ile tanıştırdı. 30 seneyi aşkın mutlu bir birliktelikleri oldu. Ve hep gurur duyduğuna inandığım bir oğlu oldu. Onu çok fazla üzmediğimi düşünüyorum. Bu frankofon çiftin, Saint-Joseph Lisesi, Galatasaray Üniversitesi ve HEC Paris gibi Türkiye’nin ve Avrupa’nın en iyi okullarında okumuş, Paris’te 5 senelik üst düzey finans kariyerinden sonra Ocak’tan itibaren Cenevre’de çok iyi bir pozisyonda yeni bir işe başlayacak olan, Fransız vatandaşı bir oğulları var. Bütün bunları babama ve anneme borçluyum. Bunun çok az insana verilen ilahi bir şans olduğuna inanıyorum.”