Adamlar,madamlar, doğurmayanlar

img_3138Erasmus için Paris’te bulunmamın üzerinden tam on yıl geçti.

Paris’in benim kimliğimde önemli bir yeri var. 20’li yaşlarıma orada adım atmıştım, şimdi ise 30’lu yaşlarıma devam edeceğim.

Paris ile ilgili sevdiğim ve sevmediğim bir sürü his, anı, düşünce oldu ama her zaman bir şeyi çok ama çok sevdim: Paris’te bana hitap edilme şeklini. Şehre adımımı attığım andan itibaren karşılaştığım istisnasız herkes bana tek bir şekilde hitap etti: Madame! İzin almadan sen diye hitap eden de olmadı. İlişkiler genelde saygı ile başladı, öyle devam etti.

“ Kadın mıdır, kız mıdır ” ilkel düşünce örgüsünde toplumsal ilişkileri zedelemeyişi, bayan-bacı-abla-teyze ve hatta anne gibi kadınların cinsel kimliğini öldüren hitap biçimleri ve benzerlerinin hiç bir zaman gündelik hitap biçiminde yer almaması kadın-erkek ilişkilerinde müthiş bir rahatlama sağladığı şüphe götürmez. Madame olmak ayıp değil, aslında da takdir edilen bir şey Fransa’da.

O yüzden de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Konya’da kendisini karşılaşmaya gelenlere hitap ettiği konuşmasında “Bir adam gibi ölmek var bir de Madam gibi” sözlerini duyduğumda bir ülkenin çağdaş kadın kimliğinin toplumun hemen hemen her kesimini alttan alta ne denli rahatsız ettiğini bir kez daha yazmak istedim.

Ne yazık ki, Erdoğan’ın mizojenist sözlerinin yalnızca Türkiye’nin yüzde ellilik kesimi tarafından destek bulduğunu düşünmüyorum. Aksine yüzde doksanlara varan bir oranda kadın ve erkek eşitliğine inancın var olmadığını, her kesimde kadın ve erkeğin içine eşitlik ile ilgili sinmeyen düşünceler olduğunu her gün daha fazla gözlemliyorum.

Öyle ki kadın-erkek eşitliğinin yara almasından ötürü erkeklerin çağdaşlaşma  kaygılarının son bulduğunu, kadınları anlama, kadınlara eşit gibi davranma sıkıntılarının yerini müthiş bir erkek tahakkümünün yeniden üretiminin, maçoluğun  rol model olarak benimsediğini etrafımda ve kendi hayatımda yaşananlardan dolayı tanıklık ediyorum.

Eve gelen misafirin gidişine benzetiyorum Türkiye’nin kadın-erkek eşitlik imtihanını. Artık misafiri ağırladığımıza göre herkes rahat kıyafetlerini giyip çabasız ve özensizce oturabilir. Kadınlar çağdaşlaşma ülküsünün belki de en akıl karıştıran kısmı olmuşken, bu arzu ve amacın ortadan kalkışı ile artık akılların da karışmasına gerek kalmıyor.

Şimdilerde tüm şov programlarındaki diyaloglar: “ Ben erkeğim, kadın dediğin erkeğe saygı duyacak, erkekten sonra gelir kadın”, “ Kime diyorum kızım ” , “ Biz erkeğiz erkek! ” gibi erkekliğin hem sözle hem beden diliyle vurgusu  ile dolup taşıyor. Üstelik bunlar artık bir şov ya da gerçekliğin yeniden inşası değil. Gerçekliğin tam da kendisi. Kadının değersizleşmesi, toplumda anne olmayan kadının yarım olarak görülmesi ne yazık ki yalnızca Erdoğan ve taraftarlarına ait değil.

Örneğin geçenlerde, uzun yıllardır tanıdığım bir erkekten şöyle bir laf işittim:

“ Doğurganlık yaşının bitmesine kaç yıl kaldı? ” şeklinde bir soru sorma değil bir durum tespiti cümlesi ile içini bana döküvermişti. Bana toplumda verilecek değerin hızla tükendiğini, henüz anne olmayışımın büyük bir başarısızlık olduğunu anlatan bu sözler açıkçası hayattan beklenti ve arzularımın annelik üzerinden şekillenmediği için beni istenilen bunalıma sürüklemedi ama Türkiye ile ilgili kaygılarımı bir kez daha pekiştirdi.

Karşımdaki kişi de bana zaten adam gibi ölemeyeceğimi ama en azından bari madam gibi doğurmam gerektiğimi söylemişti. Yani ben ne adamdım ne madam. Sıkıntılı bir durum, bir nevi toplumda olmayan bir varlığım.

Erdoğan henüz ne kadar iktidarda kalır bilinmez ama iktidarı süresince  toplumda hali hazırda mevcut olan ataerkil özellikleri yeniden ürettiğine şüphe yok.

Seçildiği yılda yeni reşit olan çocukların bugün 30’larını geçtiğini düşünürsek, tüm bu kadın düşmanı ve muhafazakar söylemler arasında madamlardan pek de hoşlanmayan bir nesil yaratıldığını iddia etmek yanlış olmaz. Kadınların yalnızca doğurdukları zaman nefes alacaklarını aksi takdirde işlevsiz birer varlık olduklarına dair yaygın kanaatin toplumda kadınlı-erkekli bir karşılığı olduğunu düşünüyorum.

Benim Türkiye’nin geleceğinde duyduğum kaygı işte tüm bu değer değişimlerinden ve o değerlerin katılıkla yeniden inşasından kaynaklanıyor. 15 Temmuzdan sonra daha da görünür hale Türkiye’nin sistemsel çöküşüne bir de bir toplumu oluşturan bu değerlerin de erozyonu eklendiğinde zannedersem ben madam gibi ölmekten gocunmuyorum ama madam gibi yaşayamamaktan kaygılanıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s