Biz kadınlar, siz erkekler!

dogadan
Bu yazı Birgün Gazetesinin 3 Mayıs 2015 tarihli pazar ekinde, Doğadan firmasının bir çay reklamından ziyade kadınların isteklerinden bıkan erkeklerin sesi olmak amacıyla yapmış bir reklama itafen yazılmış sosyolojik ve toplumsal eleşitiri analizdir.
“Siz” kadınlar alışverişe bayılırsınız. “Siz” kadınlara göre bir araba, bir meslek, bir kitap, bir söz…
Siz kadınlar diye başlayan cümlelerden oldum olası hiç hoşlanmam, sohbeti öyle bir noktaya taşır ki, denk olmamızın o sözden sonra bir imkansızdır.  Biz kadınlara uygun görülen meslekler genellikle daha az para kazandıran, çocuklarına vakit ayırabilmelerine imkan tanıyan, yönetici pozisyonların uzağında, iyi kız çocuklarının meslekleridir. Yazdığımız kitaplar da pek de ciddiyetle okunmaz, Siyasetle ilgili yazan kadınların kitapları ise pek tercih edilmez, bilimsel çalışmalarına bir şüphe ile bakılır. Kadın yazarların kitapları eleştirilirken erkek yazarların kitaplarında farklı sıfatlarla değerlendirilirler. Ülkelerin, bir kadın başkana hazır olup olmadıkları anketlerle sorulur. Önemsizdir bizim işler, ikinci planda geride bir yerde durmamız beklenir.
Erkekler kendilerine öyle güvenirler ki, bizim ihtiyaçlarımızı bizden daha iyi bildiklerini düşünürler. Aslında bir parçası ile doğrudur da. Tüketim toplumunda satışa sunulmuş olan bu fantezi ve pornografik dünya kadın bedenin aracılığı ile sunulur. Olmayan ihtiyaçlarımız yaratılırken, bizlerin bunları istediği düşündürtülür.
Bizim ihtiyaçlarımızı ve dünyalarımızı erkekler belirler, tüketim toplumlarının reklamlarını bu ataerkil anlayış yönetir. Kadınlar reklam dünyasında var olmuş olsalar bile, kendine güvenin ön planda olduğu bu sektörde birer maço gibi düşünmek durumunda kalabilirler ve sonuçlarının yansımalarını birçok reklamda da görürüz. Yalnızca reklamcıları suçlamak yerine son sözü söyleyen müşterinin de ne denli büyük bir körleşme içinde olduğunu da fark etmek gerekir. Bu körleşmeyi durdurabilecek tek şey de kadınların gerçekten de kendilerini ilgilendiren konularda söz söylemeleri ve karar vermeleri olacaktır. Bunun güzel bir örneğini hep birlikte geçtiğimiz hafta Doğadan markasının yaptığı çay reklamının, kadınların sosyal medya üzerinden başlattığı bir kampanya ile kaldırılmasında  gördük.
Bu reklamın özelinde çok konuşmak istemiyorum yine de kısaca belirtmek istediğim reklamda var olan bir psikolojik şiddet unsurudur.
Öncelikle belirtmeliyim ki, animasyonda netlikle görülen, dış sesin bir kadınla değil de şımarık bir kız çocuğuyla konuşan o sinirli, bilinçdışında öfkeli hali beni çok rahatsız etti. Siz kadınlar diyerek, alaysı bir ifade ile son derece planlı ve isteyerek bir azarlama, bıkkınlık hali ve çiftler arasında tanık olunabilecek bir tartışmanın çay reklamı olarak sunulması aslında erkeklerin 21.yüzyılda iyiden iyiye değişen toplumsal cinsiyet rollerinden ne denli çekindiklerini bir kez daha fark ettirdi bana.
İkinci olarak firmanın yaptığı açıklamayı da son derece üstünde düşünülmesi gerekilen bir konu olarak görüyorum. “Bizi yanlış anladınız” diyen firmanın kadınların neye kızdığını pek de anladığını sanmıyorum. Aslında bu firmaya özgü bir bilememe hali değil.
Türkiye’de çok büyük bir çok kurum, marka hatta devlet kadınların ne istediğini bilmiyor, kadınların değişen yaşam tarzları, evlerinde aile ekonomisini nasıl idare ettikleri, ne harcama yaptıkları konusunda önyargılar dışında bir fikre sahip değil. Hatta işin daha acı olan kısmı da kadınların da kendilerine yakıştırılanları kabul etmiş olmaları. Kadınlar, ekonomik kalkınma ve şirketler için ne anlam ifade ettiklerini bilmemeleri yanında, erkeklerden daha iyi tasarruf yapabildiklerini de farkında değiller.
Oysaki bugün, dünyada para harcamanın cinsiyeti ile ilgili yapılan araştırmalar bize farklı şeyler söylüyor. Nobel ödüllü, mikro krediyi yaratan Bangladeşli bankacı ve ekonomi profesörü Muhammed Yunus yaptığı bir araştırmada kadınların kredilerini ödemekte, erkeklerden daha başarılı olduğunu tespit etmiş. Kadınların, hesap tuttuğu ailelerin daha iyi para biriktirdiklerini de tespit eden Yunus, gelirden en iyi şekilde kadınların yararlandığını belirtiyor. Filipinler’de yapılan bir araştırmada, kadınların tasarruf yaptıkları evde yine aile için harcamalar yapıldığı tespit edilen başka bir gerçeklik. Türkiye’de MasterIndex 2009 yılındaki araştırması da bunu doğruluyor. Bankalararası Kart Merkezi’nin 2012 Kadınlar Günü’ne özel olarak yaptığı bir araştırmada kadınların düşünülenin aksine, kredi kartı kullanmada daha bilinçli olduklarını tespit eden yine başka bir araştırma.
Sosyolog Catherine Kenney de Amerika’da annesi ile yaşayan çocukların babaları ile yaşayanlara oranla çok daha aç kaldıklarını tespit eden bir bilim insanı. Gelişmekte olan ülkelerdeki yoksulluğun bir nedeninin de erkeklerin yanlış ve gereğinden fazla harcamalarından kaynaklandığını ileri sürenler var.
Kadınlar ellerine geçen paraları, birikimlerini genellikle evle özdeşleştirilmiş toplumsal cinsiyetlerinin sonucu olarak çocuklarına, ev giderlerine harcıyorlar. Çocuklarının özellikle eğitim ihtiyaçları onlar için öncelikli geliyor. Yani reklamlardaki gibi bir ayakkabı isteyip ardından yine ayakkabı istemiyorlar, istedikleri genelde çocukları için eğitim, kıyafet, yiyecek oluyor. Kadınlar, çocuklarına karşı eşlerine kıyasla maddi anlamda da daha sorumlu hissediyorlar. Üstelik bunu kıt kanaat geçinirken yapıyorlar.
1995 yılında Birleşmiş Milletler’in 4. Dünya Kadın Konferansı Eylem Planında “yoksulluğun kadınlaşması” ifadesi bu kıt kanaat kavramını açar. Türkiye’de kadın yoksulluğunu anlamaya çalışacak olursak 2014 Dünya Ekonomik Forumu’nun verilerinden yararlanabiliriz.
Ekonomiye katılım ve fırsat sıralamasında 142 ülke arasında 132.sırada olan Türkiye, kadınlara eşit işe eşit ücret sıralamasında 87.sırada yer alıyor. Türkiye’deki ekonomik gelişme ise adaletli bir biçimde sağlanmamıştır. Ortalama olarak bir kadının tahmini yıllık geliri ( satın alma gücü paritesi) 10,501 dolar iken erkeklerinki 26,893 dolardır ,bu sıralamada da Türkiye 142 ülke arasında 126.sıradadır. Kadınlar, iş gücüne katılımda ise 128.sırada yer alır.
Kadınlara ait yoksulluğun arka planında, yine başka bir Nobel ödüllü ekonomist olan Amartya Sen’in görüşlerinden de yararlanabiliriz. Ona göre gelirinizden yararlanmanız için yaşam şartlarınızın da uygunluğu gerekir.
Hepimizin bildiği üzere, kadınlar, erkeklerle aynı şartlara sahip değiller. Henüz doğdukları andan farklı bir biçimde büyütüldüklerini, eğitim haklarından yoksun bırakıldıklarını, erken yaşta evlendirildiklerini düşündüğümüzde ya da belli işlerde çalışmak, üniversitelerin belli bölümlerinde okumak, sigortasız işlerde yer almak gibi yönlendirmelere maruz kaldıklarını göz önünde bulundurduğumuzda, kadın yoksulluğunun bir çok yüzünü fark etmiş oluruz.  Kalburüstü hayatlarda da kadınlar, eşlerine ekonomik olarak bağlıdırlar, bahsedilen istatistikler tüm Türkiye’nin yansımadır. Virginia Woolf’u anacak olursak “kendilerine ait bir odaları” yoktur.
Reklamlara geri dönecek olursak, Doğadan firması seksist bir reklam yapan ne ilk ne de şimdilik son marka olacağa benziyor. Örneğin geçtiğimiz yıl benzer bir tepkiyi hak eden, Huggies’in henüz bebeklikten itibaren kız ve erkek çocuklarını: “Onun şefkati hiç bitmeyecek onun ise maceraları. O peşinden çok koşturacak. O ise peşinden çok koşacak. Onlar bu kadar farklıyken neden bezleri aynı olsun?” sözleriyle ayıran akıllara ziyan reklamı dikkat çekmeyi pek başaramamıştı. Yine aklıma kazınan HSBC’ye ait bir kredi kartı reklamında, toplanan puanlar sonucunda harcanacak hediye puanlar için kadınlara giysi, kozmetik ve benzeri ürün seçenekleri sunulurken, erkeklere kitap, cd, seyahat gibi entelektüel ve maceraya yönelik faaliyetlerin olduğu bir ürün yelpazesi sunuluyordu. O dönem tepki çekmeyen reklamların bugün yayından kaldırılmasının talep edilmesi bile kadınların haklarına daha çok sahip çıktıklarının bir göstergesidir. Kadınlar, ertesi sezon atılacak üç beş tişörtü, plastik ayakkabıyı değil, kadınlara ait yoksulluğun, onları geride bırakan ataerkil sistemin ortadan kalkmasını, dünyanın daha bilinçli , daha adil bir yer olmasını talep ediyorlar.
Eğer halen, erkekler, siz diye cümlelere başlamakta çok ısrarcıysanız, yukarıdaki adaletsizliklerden bahsederek başlayabilirsiniz. Örneğin siz kadınlar, bizlerle eşit ücret kazanmıyorsunuz, sizler şiddete maruz kalıyorsunuz, siz kadınlar tüm gün çalışıp eve geldiğinizde bizler size akşam ne yiyeceğiz diye soruyoruz ve tüm bunlar yanlış gibi…
Kısacası, “Siz” ve “Biz” olduğumuz sürece bir araya gelemiyoruz. Aslında bir nevi “erkeklik” bunalımında, kendinizi tanımlamak için karşı cinse, bir ötekine ihtiyaç duyuyorsunuz. Erkekliğinizi erkek kılan, kadınlar olduğu için tüm sancıları kadınlara yaşatıyorsunuz. Biz yolumuzu çizdik, iyisi mi siz de çizin.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s