3.sayfa ülkesinden bir öğretmen geçti

Bu yazı Birgün gazetesinin 12 Nisan 2015 tarihli pazar ekinde yayınlanmıştır. 

Türkiye’nin gündemi hiçbir zaman için yalnızca bilimsel buluşların ağırlıkta olduğu, diplomatik başarıların ulusal sevince dönüştüğü gündemlerden ibaret olmadı. Her zaman için can sıkıcı haberler, tuhaf cinayetler, ihmaller sonucunda kaybolan canlar hep bir şekliyle gündemde yer aldı. Gazeteler, televizyonlar kısacası medyanın farklı yayın organlarından zihnimizin en ücra köşelerine sızan haberler başımıza tatsız olaylar gelebileceğini öğretmişti, bir de farklılıktan pek hoşlanılmadığını anlamıştık. Sürüden olmanın dayanılmaz hafifliği büyük bir çoğunluğu hep cezbetmiştir.

Şansa yaşamak, haksızlıklara uğramak, Türkiye’de var olan kavramlardı kısacası. Fakat son yıllar, değişen iktidar parametleri, her türlü etiğin, adaletin rafa kalkışı, milli meselelerde dahi yaşanan tehlikeli kutuplaşmalar, Türkiye’yi bir üçüncü dünya ülkesi olmasının da ötesine taşıyarak, onu adeta bir üçüncü sayfa ülkesi yaptı. Tıpkı üçüncü sayfaların anlık dikkat çeken ancak ağırlığı olmayan gündem değeri gibi Türkiye, dünya sahnesinde sabun köpüğü gibi bir yer edinirken, jeopolitik önemini çiğneyen hatalarla bezendi ve gerçek anlamıyla, gündem akıl almaz cinayetlerle kana bulandı. Son yılların daha önceki yıllardan en önemli farklılıkları temel hak ve özgürlüklerin tehdit altında olması ile birlikte, hileli bir ahlakın yükselişidir hiç şüphesiz. Özgür fikirli yaşam biçimine duyulan müthiş hırs, haset karşımıza aşağılamalar, hakaretler, öfke nöbetleri olarak çıktı. Öte yandan da katiller, sahte belgeler, kurşunlar ve gaz kapsülleri devlet erki ve mekanizmaları tarafından sistemli bir biçimde savunulur oldu.

Tüm bunlar olup biterken, hayat durmadı elbette. İdealleri olan öğretmenler, akademisyenler, bilim insanları, gazeteciler, mesleklerini icra etmek için çok çalışmaya devam ettiler, üstelik son dönemdeki moda deyim gibi “ezberi bozmak” için değil, yeni saçmalıklar ezberletilmemesi adına uğraş verdiler. Türkiye’nin geleceğine, parlak yıldızlar ekleme sıkıntısını yüreklerinde duyan insanlar onlar. Bu yıldızları ekleme çabasında olan bir isim de, 27 Mart 2015 günü, Yalova Valisi Selim Cebiroğlu’nun incelemelerde bulunmak için gittiği Termal Fen Lisesi’nde öğrencilerinin önünde azarladığı ve daha sonra çalışma arkadaşlarının ve sendikaların destek olmak adına düzenledikleri yürüyüşte, başına gelenlerden dolayı yoğun stres sonucunda kalp krizi geçirip, hayatını kaybeden TÜBİTAK bilim ödüllü bir matematik öğretmeni olan Halil Serkan Öz’dü.

Keman çalan, hatta keman yapan, parası olmayanlara kemanları hediye eden, müzikten, felsefeden, edebiyattan haz alan ve onlardan gerçek anlamda tartışacak düzeyde anlayan, kitap okumak için öğrencilerini yönlendiren, matematiğin korkulu bir rüyaya dönüşen sıradan havuz problemlerinden ziyade varlığımızı anlamlandıran bir bilim olduğunu anlatma çabasında büyük değerlere sahip bir akıldı Halil Serkan Öğretmen ve her şeyden de önemlisi tüm yaşayan varlıklar gibi öncelikle saygıyı hak eden bir insandı.

Amerikalı sosyolog Richard Senett, Saygı kitabının başında şu etkileyici soruyu sorar: “Bir toplum bir kaç kişiyi kenara ayırıp diğerlerine saygısız şekilde davrandığı zaman, bu bir saygı kıtlığı yaratır. Sanki bu kıymetli cevherden herkese yetecek kadar yokmuş gibi. Çoğu açlıklar gibi bu kıtlık da insan yapımıdır; yiyeceğin aksine saygının da hiçbir maliyeti yoktur. O zaman saygı niçin bu kadar kıt olsun ki?”

Senett’in sorusu son derece önemli bir sorudur, sahi saygı duymak neden bu denli zor olabilir? Bir öğretmenin, öğrencilerinin önünde aşağılamanın meslek etiği ile ters düşeceği gün gibi açıktır ancak bu davranış kalıbı Türkiye’de her alandaki hiyerarşik yapılanmanın mükemmel bir uzantısıdır. Üstelik, iyiden iyiye toplumsal bir norma dönüşmüştür. Soma faciasında sağ kurtulan maden işçisinin ambulansa ilk bindiğinde çizmelerini ürkeklikle çıkarmak istemesinden tutun da, ustabaşlarından korkup zaman kaygısı yüzünden işleri bir an önce bitirmeye çalışıp kaza geçiren işçilere, yöneticilerden devamlı azarlananlara, tacize uğrayan kadınlara kadar toplumda ciddi bir saygı körelmesi vardır.

Saygı kazanma türlerini Senett şu şekilde anlatır: İlki, toplumda yeteneklerimize göre saygı kazanırız. İkinci olarak, saygıyı kendimizi önemseterek kazanırken, değerimizi topluma kabul ettirmemiz gerekir. Modern toplumda asalaklık hoş karşılanmaz, kendine yetmeli, birey olunmalıdır. Üçüncüsü ise karşılıklı saygı duymak ve diğerlerine geri vermektir.
Öyleyse, öğrencileri ve meslektaşları tarafından, yetenekleri, bilgisi, aklı ve yüreği ile saygı uyandıran bir öğretmene karşı yapılan bu saygısızlık ne anlama gelir?

İstanbul’da yaşayan yabancılarla ilgili yaptığım araştırmada, hepsinin bir ağızdan söylediği son yıllarda yaşanan değişimin en büyük göstergelerinden birinin, paranın ve otoriter gücün neredeyse bir norma dönüşmesi yönündeydi. Üstelik, hepimizin şahitlik ettiği üzere bu gücün ve paranın ne yollardan edinildiğinin pek bir önemi yoktu.

Çocukluğumda babamdan kulağıma çalınan Francis Bacon’ın “Bilgi güçtür” sözü aklımdan hiç çıkmadı ancak bugün bilgi toplumuna evrildiği düşünülen bir çağda Türkiye’de cehaletin, sahteciliğin, orantısız gücün, otoriterinin bir saygı talep etme yöntemi olması bazı değer değişimlerinin temel açıklayıcısı olarak karşımıza çıkıyor.

Güç değerlerinin değişimi saygının diğer çeşitleri olan statü, itibar gibi değerlerin de değişimine yol açmıştır. Üstelik tüm bunlarla birlikte değerlendirilmesi gereken diğer bir konuda, bireylerin algılarının internet ile daha da kolay değiştirilebilmesi, sevmek ve kabul görmenin sosyal medyada belki de hiç var olmayan sanal karakterlerce alaşağı edilmesidir.

Düşüncelerimiz değersizleştirilir, özgüvenlerimiz, algılarımız hiç tanımadığımız, gündelik hayatta belki de karşılaşmamızın imkânsız olduğu kişilerce sanal dünyada acımasızca eleştirilir, şüphesiz bu da bu saygı değerlerinin değişiminde büyük bir rol oynar.

Benliklerimizin kırılganlaştığı bu dönemde, Halil Serkan Öz’ü üzen yalnızca öğrencileri önünde aşağılanması değildi muhtemelen. Dünyayı algıladığı değerler düzenin alaşağı edildiğini görmek bugün birçok entelektüele zarar verebilir. Onun bu kaygılarının yanında bir de en değer verdiği, saygı duyduğu varlıklar olan öğrencilerinden ayrılma korkusu eklenmiştir, saygıyı bulduğu alandan dışlanmaktır da bu aynı zamanda.

Yaşadıkları bir nevi Yahudi subay Dereyfus’un, halk önünde haksız yere rütbelerinin sökülmesine eş değerdedir. Valinin, hakaretlerinin yanında bilinçdışı arzu edilen aydın kişilerin, farklılığın, bilimin, ilerlemenin, yeteneklerle kazanılan saygının önünün kesilmesi, itibarsızlaştırılmasıdır. Toplumun entelektüel birikimine, kadın özgürleşmesine, farklı etnik kökenlerden insanların bir arada yaşama tahammülüne karşı duyulan haset, kıskançlık karanlık cinayetler işletirken, kimi zamanlarda da tıpkı Halil Serkan Öz’ün hayatına dolaylı yollardan kast etmektedir. Son dönemlerde işlenmiş cinayetlerdeki fotoğraflardaki yüzleri dikkatle incelemenizi tavsiye ederim: Gözlerinin içi gülen yüzler, gözlükler, kitaplar, kadınlar, uzun saçlar, bunlar sizce bir tesadüf olabilir mi?

Şimdi bize kalan elinde Schopenhauer’dan bir kitap, akıllı, aydınlık yüzlü bir öğretmenin resmidir. Onun kaybettiren bir sistemin varlığını yaratmada sorumluluklarımızı göz ardı edemeyiz. Her karşısında duramadığımız haksızlık, hakkaniyete olan kırılgan inançlarımız, suskunluklarımız, oy verme üşengeçliklerimiz, disiplinsiz çalışma düzenlerimiz, boş verme eğilimlerimiz ve işin aslı her canlıya eşit bir saygı gösterememizden dolayı bugün ağır bir bedel ödüyoruz.

Yazımı bitirirken, naçizane bu haftalık tavsiyem hayatınızda sizden küçük ya da büyük, toplumun farklı katmanlarında yer alan, saygı duyarak hatırladığınız kişileri anmanız olacaktır. Bu satırları yazarken aklıma düşen birçok isim oldu; ilkokul öğretmenimden, lisedeki edebiyat ve Fransızca öğretmenlerime, çocukluğumda saatlerce yanlarında oturduğum rahmetli apartman görevlimize, üniversitedeki hocalarımdan sokaklarda bana neşeli olmayı ansızın hatırlatan çiçek satıcılarına, tanımadığım isimsiz kahramanlara, sokak hayvanlarına tarifsiz bir saygı duyduğumu belirtmeliyim…

Meydanlarda, yüksek sesle birilerinin aşağılanmasına alışmaya yüz tutmuş bir toplumda, saygı göstermek sıkı sıkıya tutunmamız gereken en önemli  değerlerden biridir…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s