Kadınlar ne istediğini neden bilmez?

Deniz Bağrıaçık’ın bu yazısı 1 Mart 2015 tarihli BİRGÜN gazetesinin pazar ekinde aşağıdaki şekliyle yayınlanmıştır.

movie-rachel-mcadams-ryan-gosling-the-notebook-Favim.com-177009

http://www.birgun.net/news/view/kadinlar-ne-istedigini-neden-bilmez/14403

Yaşanan bu acı olaylar olmasaydı, kadın haklarını bu yıl 8 Mart’tan yaklaşık bir ay önce tartışmaya başlamak, Türkiye adına son derece olumlu bir  gelişme olabilirdi. Ancak ne yazık ki, Türkiye’de kadın haklarının geldiği nokta son derece endişe verici bir hale sürüklendi. Dünyada demokrasinin ve kalkınmanın biricik şartı olarak görülen kadın-erkek eşitliği konusunda Türkiye, World Economic Forum’un 2014 kadın-erkek eşitliği dünya sıralamasına göre 142 ülke arasında kendine 125. sırada yer bulabildi.

Güçlü kadın yaratmanın en önemli unsurlarından ikisinin kadınların ekonomik açından güçlenmelerinden ve gündelik hayatta fark etmeden kabul ettiğimiz ayrımcılıkların giderilmesinden geçtiğini düşünüyorum.
Ben de sizlere, kadınların kendilerine ancak üçüncü sayfa haberlerinde yer bulabildikleri günümüz Türkiye’sinde aslında gündelik hayata nüfuz etmiş, sosyal ve özel hayatlarında yaratılan simgesel şiddetin ve ayrımcı düşünce kalıplarının onları nasıl etkilediklerinden bahsetmek istiyorum.
Bunu yapmak için de popüler bir söylem olan “Kadınlar ne istediğini bilmez” cümlesinden yola çıkarak, sizi son yılların ünlü bir aşk filmi olan “Notebook”tan bir sahneye götürmek istiyorum.
2004 yılı yapımı, Notebook filminin ana karakterleri birbirinden sosyo-ekonomik olarak apayrı sınıflara mensup iki gençtir: Zengin bir ailenin kızı Allie ve fakir oğlan Noah.

Ailesinin engel olması sonucu hayatının aşkından ayrılan ve ondan haber alamayan Allie, ailesinin kusursuz damat adayı ile nişanlanmıştır. Ancak, her şey planlandığı gibi gitmez ve Allie, hayatının aşkı olan Noah ile tekrardan yüz yüze gelir. Evlilik öncesi akıl karıştıran bu manzarada, Allie, Noah ile birlikte olur. Aralarındaki tutku ve aşk aşikârdır. Ancak Allie bir türlü karar veremez, en sonunda Noah, Allie’ye bağırarak, ona aslında son derece mantıklı ve basit bir soru sorar: Aileni, beni, nişanlını bırak, sen ne istiyorsun? Cevap ise ikisinin ilişkisini hiçbir yere vardırmayacak türdendir:  “Bilmiyorum, o kadar kolay değil.” Aslında, cevabın ne olduğu son derece açıktır ve hiçbir şekilde karışık da değildir.

Kadın karakterimiz, Allie kendisini her şeyden sorumlu hissetmektedir. Hayatındaki en özel kararı verirken dahi, birilerinin mutluluğunu kendi isteklerinin önüne koymaktadır ve vereceği kararın kendi istediğine cevap vermesinden ziyade sorumluluklarını yerine getiren cinsten olması gerekir. Üstelik nişanlısını eski sevgilisiyle aldatmıştır. Ancak onu üzen şey, bunu ona söylemek ve kurulmuş düzeni bozacak olmasından ileri gelmektedir, ailesinin hiç tasvip etmediği bir adamla evleneceği de cabasıdır.

Birçok kadın biliyor ki, Allie’nin temelde korktuğu şey, başkaları tarafından onaylanmamak ve sevilmemektir. Kadınları en çok korkutan durumlardan biri sosyal ilişkilerinin zarar görmesi ve başkaları tarafından kabul görmemektir.

Kadınlar kendilerini, sosyal başarıları ve çevreleri ile özdeşleştirirken, erkekler işlerinde başarılı olmakla bir kimlik edinirler, ne denli para kazandıkları ise onların toplumsal statülerini belirler. Kadınlar için ise iyi bir evlilik orta düzeyde bir kariyer hatta bazen kariyersizlik ve ailesini çekip çevirmesi onun için daha önemlidir. Elbette ki, aile ilişkilerinin sorumluluğunu üzerinde hisseden bir kadın, yalnızca kendisinin ne istediğini düşünme lüksünü çoktan kaybetmiştir. Ancak tüm bunlar kadınların her zaman için etik kurallar içerisinde davrandığı anlamına gelmez ama bunları daha özenle örtmesi gerektiği bir gerçektir, çünkü hataları ayyuka çıkınca, yalnızca eşi ya da sevgilisi ile olan ilişkisi zarar görmez, toplumsal statüsü de sarsılacaktır. Bu yüzden de genelde, erkeklerin çok daha basit varlıklar olduğunu düşünürüz ve kadınların daha karmaşık. Halbuki karmaşa toplumsal damgalama korkusundan ileri gelmektedir.

İş hayatında da karar verme mekanizmaları benzer şekilde işler. Erkekler, kararlarını verirken daha az düşünürler, hızlıca hareket ederler ve kendilerine oldukça güvenirler. Bir işte başarılı olmaları için, her şeyi mükemmel yapmaları gerekmez, zaten onlar yaptıkları işlerin fazlasıyla iyi olduğunu düşünürler. Kadınlar ise, o işlerin mükemmel olması için uğraştıkça daha az hamlede bulunur ve kılı kırk yarıp, ufak tefek hatalarını düşünürlerken önlerinden birçok şey geçip gider. Dört dörtlük olmak, birçok kadının istediği bir şeyden öte, olamadıkları takdirde suçluluk duydukları bir takıntıdır. Toplumsal hayatta kabulleri ancak insanüstü bir çaba sayesinde olur: hem kariyer yapan hem de anne olabilen, özel günleri unutmayan, evdeki yardımcısına, ev işleri müşterek hayatın uzantısı olduğu halde kendi cebinden ücreti ödeyen yine kadınlardır. Ailede hem kendi ailelerinin hem de eşlerinin ailelerine kadar bakma sorumluluklarını listelerine eklediğimizde ortaya çıkan iş yükünü ve tüm bunların aslında “Ne istediğimi bilmiyorum”  cümlesine dönüşmesi, biz kadınların zayıf, kararsız ya da beceriksiz olmamızdan kaynaklanmaz. Bu cevap aslında, biz kadınların, herkesi eşit derecede mutlu etmeyi hesaplarken zaman kazanmak için kullandığımız bir cümlenin dışarıda yankılanmasıdır. Bir yandan yanlış bir karar vermemek ve toplumsal kabul görmeyi amaçlayan bir zaman kazanma cümlesidir. Kadınlar bencil olarak algılanmaktan korkarlar, çünkü buna toplumsal olarak hakları yoktur.

Tüm bunların doğal sonuçlarından biri de elbette ki, bir şeye odaklanma meselesinde ortaya çıkar. Üstelik, başarılı olmaları onların sosyal açıdan daha az gözde hale getirir. Arkalarını döndüklerinde, hemcinsleri tarafından dahi “biraz şey” olmakla itham edilirler. Biraz şeyin içi birçok sıfatla doldurulabilir: Hırslı, haris, erkek gibi, ukala, bilmiş, snob hatta çirkin…
Ancak biraz geçmişe, okul sıralarına döndüğümüzde, karşımızda bambaşka bir tablo vardır. Bugün tüm dünya istatistikleri, kız çocuklarının erkeklerden daha başarılı olduğunu gösterir. Zaten kendi anılarımızı tazelememiz, istatistikleri haklı çıkaracaktır. O halde ne olur da fırsatlarımız eşit iken, iş hayatında kadınlar ve erkekler arasında sonuçların eşitliği sağlanamaz.

Okul hayatında kız çocuklarından beklenen şey uslu olmalarıdır ve usluluğun içinde terbiye ile ders çalışmak, fazla rekabetçi sporlar içinde bulunmadan daha feminen uğraşlarda başarılı olmalarıdır ve sorumlu kız çocukları da gene ailelerini mutlu edecek başarılara imza atarlar, üniversite sınavlarında da daha önde yarışırlar ancak mezuniyetten sonra: BAM! Duvara toslarlar.

Size New York’tan İstanbul’a geldiğimde sert düşüşüm sırasında ilk gittiğim iş görüşmesini aktarmak isterim. Adı sanı bilinen bir televizyon kanalının genel müdürü, görüşmemizin ikinci dakikasını elli beş saniye geçmişken, evli olup olmadığımı sorunca, efendim diye soruyu tekrarlamıştım. “Yanlış anlamayın” diyerek bana baktığında, tam olarak neyi yanlış anlamayacağımı düşündüğüm esnada bana harika açıklamasını yapmıştı: “Evliyseniz, size maaş ödemek zorunda kalmam, böylelikle eşiniz size bakabilir.” Hangi duruma daha çok acımam gerekiyordu bilememiştim, diplomalarımın, çalışma tecrübemin, yabancı dillerimin herhangi bir anlamı olmayışına mı yoksa cinsiyetimden dolayı parasız çalıştırılacağıma mı bilemiyorum. Eminim ki, bugün bunu bir erkeğe teklif etmeyi düşünecek tek bir kişi yoktur.
Tüm bu meseleler kadınların ekonomik açıdan güçlenmelerini de etkiler. Yaşadığımız dünya düzeninde, ekonomik özgürlük, sert geleneksel yapıları bile değiştirecek en güçlü silahtır. Aileler yalnızca erkek çocuklarından maddi bir medet ummak yerine kız çocuklarından umutlu olduklarında, eşitlik adına çok değişecektir.
Kadınların yalnızca yüzde 30’unun istihdamda ve kadın çalışanların yüzde 67’sinin kayıt dışı olduğu bir ülkede, kadınların ne istediğini söylemesi pek de kolay değildir. Her ne kadar, kadınların ne istediklerini bilmediği evrensel bir iddia ise de, Türkiye’de kadınlar ne istemeye haklarının olduklarından bile pek emin değiller. Çoğu kadın yapılanı içselleştirirken, 2012 yılından itibaren Türkiye’de bedenleri üzerinden yürütülen siyasetle de iyice hayat yarışında geride bırakılmak durumda kalmaktadırlar.

Uzun lafın kısası, istediklerinizi söylebildiğiniz bir hafta olmasını temenni ederim!

Alttaki yazı Deniz’in Daktilosunda yer alan şeklidir.

Cuma gecesi, biricik arkadaşım Serra ile buluşup, yemek yerken konu, kadınlar, iş hayatı ve kendilerine güvenmek konularını takiben, kadınların ne istediğine gelmişti. Serra, bana, birçoğumuzun hıçkıra hıçkıra ağladığı the Notebook filmindeki ünlü sahneyi hatırlattı: Ailesinin engel olması sonucu hayatının aşkından ayrılan ve ondan haber alamayan Allie, ailesinin kusursuz damat adayı ile nişanlanmıştır. Ancak, her şey planlandığı gitmez ve Allie, hayatının aşkı olan Noah ile tekrardan yüz yüze gelir. Evlilik öncesi akıl karıştıran bu manzarada, Allie, Noah ile birlikte olur. Aralarındaki tutku ve aşk aşikârdır. Ancak Allie bir türlü karar veremez, en sonunda Noah bağırarak, ona aslında son derece mantıklı ve basit bir soru sorar: Aileni, beni, nişanlını bırak, sen ne istiyorsun? Cevap ise ikisinin ilişkisini hiçbir yere vardırmayacak türdendir: “Bilmiyorum, o kadar kolay değil.” . Aslında, cevabın ne olduğu son derece açıktır ve hiçbir şekilde karışık değildir.

archive film kisses 060209

Kadınlar ve erkekler, uzun yüzyıllardır, birbirlerine ne istediklerini soruyor ve iki cinste farklı açılardan istedikleri cevaplara ulaşamıyorlar. Ancak genel kanı, kadınların ne istediklerinin anlaşılamaması yönünde ve bu durum evrensele benziyor. Hatta Fransız bir arkadaşımın bana dediği sözü de burada anımsamakta fayda olabilir: “Kadınlar ne derse tersidir.” Bu söz beni, bir zamanlar güldürmüş olsa dahi, onun bu konuda son derece ciddi olduğu belirtmeliyim. Bilemiyorum, Vincent halen tüm kalbiyle kadınlar ne derlerse tam tersini istediklerini düşünüyor mudur ama ben biliyorum ki cevaplarından emin olan birçok da kadın bulunuyor.

Filmdeki sahneye geri dönersek, Allie kendisini her şeyden sorumlu hissetmektedir. Hayatındaki en özel kararı verirken dahi, birilerinin mutluluğunu kendi isteklerinin önüne koymaktadır ve vereceği kararın kendi istediğine cevap vermesinden ziyade sorumluluklarını yerine getiren cinsten olması gerekir. Üstelik nişanlısını eski sevgilisiyle aldatmıştır da ama halen onu üzecek olan şeyin, bunu ona söylemek ve kurulmuş düzeni bozacak olmasından ileri gelmektedir, bir de ailesinin hiç de tasvip etmediği bir adamla evleneceği de cabasıdır. Ancak birçok kadın biliyor ki, Allie’nin temelde korktuğu şey, başkaları tarafından onaylanmamak ve sevilmemektir çünkü kadınları en çok korkutan şeylerden biri sosyal ilişkilerinin zarar görmesi ve başkaları tarafından kabul görmemektir. Kadınlar kendilerini, sosyal başarıları ve çevreleri özdeşleştirirken, erkekler işlerinde başarılı olmakla bir kimlik edinirler, ne denli para kazandıkları ise onların toplumsal statülerini belirler. Kadınlar için ise iyi bir evlilik orta düzeyde bir kariyer hatta bazen kariyersizlik ve ailesini çekip çevirmesi onun için daha önemlidir. Elbette ki, aile ilişkilerinin sorumluluğunu üzerinde hisseden bir kadın, yalnızca kendisinin ne istediğini düşünme lüksünü çoktan kaybetmiştir. Ancak tüm bunlar kadınların her zaman için etik kurallar içerisinde davrandığı anlamına gelmez ama bunları daha özenle örtmesi gerektiği bir gerçektir çünkü hataları ayyuka çıkınca, yalnızca eşi ya da sevgilisi ile olan ilişkisi zarar görmeyecektir, toplumsal statüsü de sarsılacaktır. Bu yüzden de genelde, erkeklerin çok daha basit varlıklar olduğunu düşünürüz ve kadınların daha karmaşık. Hâlbuki karmaşa kendimizi bağlı hissettiğimiz ilişkilerin çokluğundan kaynaklanmaktadır.

İş hayatında da karar verme mekanizmaları benzer şekilde işler. Erkekler, kararlarını verirken daha az düşünürler, hızlıca hareket ederler çünkü kendilerine oldukça güvenirler. Bir işte başarılı olmaları için, her şeyi mükemmel yapmaları gerekmez, zaten onlar yaptıkları işlerin fazlasıyla iyi olduğunu düşünürler. Kadınlar ise, o işleri mükemmel olmasına uğraştıkça daha az hamlede bulunurlar ve kılı kırk yarıp, ufak tefek hatalarını düşünürlerken önlerinden birçok şey geçip gider. Dört dörtlük olmak, birçok kadının istediği bir şeyden öte , olamadıkları takdirde suçluluk duydukları bir takıntıdır. Akılları yalnızca bir şeye odaklı değildir, sorumlu hissettikleri konular son derece fazladır bir de üstüne üstlük başarılı olmaları onların sosyal açıdan daha az popüler hale getirir. Arkalarını döndüklerinde, hemcinsleri tarafından dahil “biraz şey” olmakla itham edilirler. Biraz şeyin içi bir çok sıfatla doldurulabilir: Hırslı, haris, erkek gibi, ukala, bilmiş, snob hatta çirkin…

Ancak biraz geçmişe, okul sıralarına döndüğümüzde, karşımızda bambaşka bir tablo vardır. Bugün tüm dünya istatistikleri, kız çocuklarının erkeklerden daha başarılı olduğunu gösterir. Zaten kendi anılarımızı tazelememiz, istatistikleri haklı çıkaracaktır. O halde ne olur da fırsatlarımız eşit iken, iş hayatında kadınlar ve erkekler arasında sonuçların eşitliği sağlanamaz.

Okul hayatında kız çocuklarından beklenen uslu olmaktır ve usluluğun içinde terbiye ile ders çalışmak, fazla rekabetçi sporlar içinde bulunmadan daha feminen uğraşlarla, başarılı olmalarıdır ve sorumlu kız çocukları da gene ailelerini mutlu edecek başarılara imza atarlar, üniversite sınavlarında da daha önde yarışırlar ancak mezuniyetten sonra : BAM! Duvara toslarlar. Size New York’tan İstanbul’a geldiğimde sert düşüşüm sırasında ilk gittiğim iş görüşmesini paylaşmak isterim. Adı sanı bilinen bir televizyon kanalının genel müdürü, görüşmemizin ikinci dakikasını elli beş saniye geçmişken, evli olup olmadığımı sorunca, efendim diye soruyu tekrarlamıştım. “Yanlış anlamayın” diyip bana baktığında, tam olarak neyi yanlış anlamayacağımı düşündüğüm esnada bana harika açıklamasını yapmıştı: “ Evliyseniz, size maaş ödemek zorunda kalmam, böylelikle eşiniz size bakabilir.” Hangi duruma daha çok acımam gerekiyordu bilememiştim, diplomalarımın, çalışma tecrübemin, yabancı dillerimin herhangi bir anlamı olmayışına mı yoksa cinsiyetimden dolayı parasız çalıştırılacağıma mı bilemiyorum. Eminim ki, bugün bunu bir erkeğe teklif etmeyi düşünecek tek bir kişi yoktur.

Türkiye’de, kadınların yalnızca yüzde 30’nun istihdamda ve kayıt dışı çalışanların yüzde 92’sinin kadın olduğu bir ülkede, kadınların ne istediğini söylemesi pek de kolay değildir. Her ne kadar, kadınların ne istediklerini bilinmediği evrensel bir iddia ise de Türkiye’de kadınlar ne istemeye haklarının bile olduklarından pek emin değiller. Çoğu yapılanı içselleştirirken, bir şekliyle eşitlik içerisinde yaşadığımızı düşünürüz ancak eşitliğe ne denli inandığımız da şüphelidir. Kaç kadın bugün eşinin ya da sevgilisinin kendinden daha az maaş almasını gönül rahatlığı ile kabul edebilir, ya da babaların çocuklara bakması gerektiğine inanmaktadır. Zaten eşitlik de tüm rollerin tersine çevrilmesi değil aksine hayatı paylaşabilmektir biraz.

Ancak, eşitlik arayışında değişimi, en çok da kadınların kendi içlerinde başlatmaları gerekir. Kendilerine yeterince güvenmeleri, her işi mükemmel yapmasalar dahi günün sonunda başardıklarıyla gurur duymayı bilmeleri ve herkesin onları sevmesinin imkânsız olduğunu kabul etmeleri bu değişimin en büyük dişlileri olacaktır. Üstelik insanlar en çok da kendileri olabilen insanları sevmeye eğilim gösterirler kısacası kadınların olmadıkları bir insan olmayı bırakıp, uslu olmaya değil hatalar yaparak, sevilmeyi bir kenara bırakıp gerçekten de ne istediklerine yoğunlaşmaları daha önemlidir. Aksi takdirde, mutlu olmadan, istemediklerimizi ister gibi görünerek, kimseyi mutlu edemeyiz. Başkalarını üzmemek için söylemekten çekindiğimiz isteklerimiz büyük çoğunlukla gerçekleştirdiğimiz eylemlerdir, aslında karşımızdakini çoktan üzmüşüzdür, söylememek bizim ile ilgili olan kısmıdır. Naçizane fikrim, erkekler bir şeyleri salarlarken kendi düzenlerinin bozulmama amacını güderlerken, kadınlarda sevilmemekten yana duydukları korkuları adına susarlar. İşin aslı istediklerimizi söylemek aslında herkesin mutlu olmasını sağlayacak en doğru çözüm gibi gözüküyor, sonrasında illaki bir yol bulunur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s