Rica etsem beni gözetler misiniz?

Das Leben der Anderen, türkçe çevirisi ile Başkalarının Hayatı adlı Alman filmini 2007 yazında, bol yıldızlı bir yaz gecesinde, açık hava sinemasında izledikten sonra aylarca etkisinden kurtulamamıştım. 1984 yılının Doğu Almanya’sında geçen bu siyasi film, siyaset-etik-gözetleme unsurlarına farklı bir açıdan yaklaşmakta ve bireylerin bir kez daha sorumlulukların ciddiyetini ve gücünü bizlere anlatmaktadır. Film uzun bir zaman boyunca aklımdan çıkmamakla birlikte, bugün halen içimi burkan bir hüznü vardır.

Filmden kısaca bahsetmek gerekirse, ülkenin güçlü gizli polis örgütü Stasi‘nin yetenekli istihbarat elemanı Yüzbaşı Gerd Wiesler’in (Ulrich Mühe) rejim karşıtı olabilecekleri düşünülen bir sanatçı çifti gizlice dinleyip takip ederken yavaş yavaş yaptığı işten pişmanlık duyar.  Aslında kültür bakanı Bruno Hemph tarafından, takibe alınan oyun yazarı George Dreyman son derece rejime sadıktır ancak Hemph’in amacı, Dreyman’ın oyuncu sevgilisini elde etmektir. Kişisel hırslar için şahane bir kılıf bulunmuştur.

Filmde karakterlerin iyi tasvirlerinin ötesinde, toplumsal açıdan dikkat çekici olan, kişilerin, yazarların “rejim karşıtlığı” gerekçeleri ile, bir bakanın kişisel hırsları doğrultusunda kolaylıkla takip edilebileceğidir.

Oysa bugünün toplumsal gerçekliğinde ilginç olan hem kişilerin kendi istekleri ile kendilerini gözetlenmeye açmaları hem de kamusal alanın gözetlenmesinin, güvenlik meselesinin bir uzantısı gibi görülmesidir. Eski devletlerin kalkanlarının kaleler olduğunu düşünürsek, bugün devletlerin kalelerini de bilişim sistemlerini koruyan şifreler olduğunu söylemek mümkündür. Siber savaşlar birer komplo teorisi değil artık meşruluk kazanmış birer ayakta kalma mücadelesidir.

***

Hafızalarımızı tazelememiz gerekirse, 2010 yılından beri skandal olarak nitelendirdiğimiz çoğu olay, ülkelerin birbirleri hakkındaki istihbaratlarının açıklanmasına dayanmaktadır. 2010 yılında Wikileaks belgelerinin açıklanması, Çin’in New York Times’ın mutfağında dolanması,  Amerika Birleşik Devletleri’nin,  Avrupa ülkelerinin diplomatlarını dinlemesi birer skandaldan ziyade, bizleri adeta bir video oyunun içinde gibi hissettirir. Birçoğumuz için her şey muallâktır.

Tüm bu skandalların devamı olan son bir olay ise yine Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Almanya’nın, Türkiye’yi dinlediği ortaya atılan güçlü iddialar arasındadır. Bu iddiaya göre, Almanya Federal Haber Alma Teşkilatı olan BND’in 2009 yılından beri Türkiye’yi ve Almanya’daki Türk dernekleri dinlenmiştir. Üstelik Almanya iddiayı yalanlamamakla birlikte dinlemelerinin nedenleri etrafta dolanmaktadır:    “Türkiye’nin uzun süreden bu yana Batı’nın ortağı olduğu konusunda duyulan şüphedir. Almanya, Türkiye’nin Batı’yla sıkı ilişki içinde olduğuna artık inanmamaktadır ve radikal İslamcı örgütlerin Türkiye tarafından beslenildiğine inanılmaktadır.”

Henüz, tüm haberlerin varsayım olduğunu düşünecek olursak, konu hakkında bir analiz yerine, olayların sosyolojik boyutunu düşünmek daha sağlıklı olabilir.

Tüm bu dinleme olaylarını düşündüğümüzde ortaya temelde iki sonuç çıkıyor:

Bunlardan ilki istihbaratın, artık kimde olduğu ve kimi kimin daha önce dinlediği, diğer taraftan önce haklılık olarak ortaya koyduğudur. Günümüzde, devletlerin mahremleri, savaş alanlarına açılan bir kapıdır, harekâtların başladıkları yerler, anakaralar değildir çünkü harekâtlar uydu üzerinden dinlemelerle, şifre çözücüler ve daha biz sıradan insanların bilemediği yöntemlerle başlamaktadır. Tam da bu noktada, Wikileaks’ın kurucusu Julian Assange sözlerini dinlememiz önem arz edebilir:

“ Dünya yeni bir ulusötesi kara ütopyaya doğru savruluyor, hatta savrulmak ne kelime dörtnala koşuyor. Ulusal güvenlik erbabı dışında kimse bu gidişatın tam anlamıyla farkına varmış değil. Meselenin gizliliği, karmaşıklık düzeyi ve ölçeği, açığa çıkmasının önünde engel oluşturuyor. Elimizdeki en önemli özgürleşme aracı olan internet, totaliterliğin bugüne dek görülmedik düzeyde tehlikeli bir yöntemi haline geldi. İnternet insan uygarlığı için bir tehdit arz ediyor. “

Yukarıdaki sözlerin sahibi olan Assange’ın üzerinde yükseldiği başarı platformu internet olduğu halde, o internetin kendisinin de düşmanı olduğunu düşünmektedir.  George Orwell’ın Big Brother’ının artık izlemesine dahi gerek kalmadan bile herkes kendi isteği ile özel hayatlarını ifşa etmekte, hatta toplumun, daha doğrusu sistemin sevgisini kazanmak için daha çok fotoğraf, daha çok anlık statü daha çok mahremiyet paylaşmaktadır.

İstihbarat elde etmenin diğer bir boyutu da, dinlemenin artık meşru bir olgu haline gelmiş olmasıdır çünkü hali hazırda kişiler, tüm yaşam alanlarını isteyerek paylaşmaktan büyük bir zevk duyarlar hatta sosyalleşmenin bir nevi zorunluluğudur. Kendi mahremini açtığın kadar varlığın gerçektir ve beğen tuşu ile ifade edilen takdir etme biçimi, kişilerin belki de en büyük özgüven depolarından biridir.

Sosyolog Zygmunt Bauman’ın dediği gibi, “ İfşa edilme korkusu, fark edilme hazzı tarafından bastırılıyor ve bu nedenle de izlenme ve görülme durumu tehdit olmaktan ziyade cezp edici bir hal almaya başlamıştır.”

Kısacası, geldiğimiz noktada mahremiyet kavramının, sınırlarının ihlali ile özelin kamusala dönüşmesi meşruiyet kazanırken, devletlerin başka ülkeleri dinlemeleri ise diğer ülkenin kendini yeterince onlara açmamış olması bir tehdit gibi göründüğünden, gözetlemek meşru bir hale gelmektedir.  Üstelik takiben yapılacak operasyonların haklı bir nedenleri olacaktır. Almanya’nın Türkiye’yi dinleme iddiaları doğru ve sebebi de Türkiye’nin Avrupa yanında olmadığı yönündeki inanç ise sorulması gereken diğer bir soru, Avrupa ve Amerika’nın Türkiye’ye neden son iki seneye kadar tam destek vermişken bir anda her şeyin tersine döndüğünü düşündükleri olabilir.

 

 

İstihbarat elde etmek bugüne özgü bir mesele değildir kuşkusuz.  Her dönem devletlerin “muhaliflere” uyguladıkları baskı, kontrol ve veri elde etme yöntemi olmuştur. Ancak bugüne özgü olan, kişilerin kendi hakkında sınırsızca bilgiyi paylaşma istekleridir. Yazının başına dönersek, Yüzbaşı bir hayatı takip ederken, bunu bir gizlilik içerisinde yapmaktadır çünkü bir kişiyi gözetlemek, onu takip etmek bir suçtur. Oysa günümüzde takipçi sayınız sizi popüler kılmakta, varlığınız sayılarla onaylanmaktadır. “Follow” düğmeleri hayatımızın vazgeçilmezleridir. Dev bir video oyununda, gittiğimiz her yer kredi kartları ile belirlenirken, arkadaşlarımız, mahremiyetimiz internetin sayfalarında kendi rızamızla açıklanmışken , kendimizi takip ettirip başkalarını ederken, hayatı nasıl takip ettiğimiz ne oranda kendimizi yalnız ya da mutlu hissedip hissetmediğimiz aslında büyük bir soru işaretidir.

 

Ülkeler için de yalnızlık an meselesidir. Bir topluluğa ait olup olmadığımız, reel bir dünyadan ziyade soyut bir varlık alanında cereyan etmektedir. Hatta öyle ki, varlık bir illüzyona dönüşmekte her an her yerde olabileceğimiz algısı ile farklı güçler elde ettiğimize inanmaktayızdır.  İnternette hünerli olmak, takip edilmek,  gerçek hayatta asla yükselemeyecek kişilere büyük fırsatlar sunmaktadır. Bu dünyada artık bir fiziksel bedenimiz varken bir de sanal ruhumuz vardır ve kimi zaman da hangisinin takip edildiği bir akıl karışıklığı yaratmakta hatta toplumsal şizofreniye bile göz kırpmaktadır. Kısacası takip etmek, eskisi gibi bir suç değil haz kaynağı hatta bir nevi zorunluluktur, ülkeler için ise yeni bir savaş gücüdür anlaşılan.

 

D.B

Rica etsem beni gözetler misiniz?” üzerine bir yorum

  1. Neden dinlerler, işleri güçleri yok mu? Vakitleri bu kadar mı çok?! Ama görevleri bu, onlar da belki canları sıkılarak dinliyorlar. Onlar ve onları eleştirenler toplumun denge içinde devamı, zorunlu bir birliktelik (!). Dinlemeden güvenlik sağlamanın, siyaset yapmanı yollarını bakalım insanoğlu bulabilecek mi? Bari seçkin, kaliteli konuşmaları dinlesler onlara da eğitsel katkı olur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s