Lezbiyenler ve hamile kadınlar

221994f32f57e8b3e9378fefc5436a9c

Deniz BAĞRIAÇIK

Arasöz

Bir süredir yazamadım. Daha doğrusu yazmadım.

Neyden nasıl bahsedeceğimi pek bilememekle beraber, yoğun Türkiye gündeminde, gazeteler, televizyon programları, söylenen sözler arasında ve sevdiğim köşe yazarlarının , Amerikan filmlerindeki gibi karton kutulara eşyalarını nasıl doldurduklarını anlattıkları son yazılarını okurken, içim umut ve umutsuzluk arasında ürperip durdu. Ürperdiğim anlarda aklımı toparlayamadığımdan bir türlü yazamadım…

Haziran’ın üçüncü haftası İstanbul’dan uzaklaşıp, Kuzey Ege’deki yazlığımıza giderken, huzur bulup biraz rahat edeceğimi düşünmüştüm. Aklımı dinginleştirip, hazırlamakta olduğum kitapla ilgilenmeye, Deniz’in daktilosuna da devam edebilieceğime inanmıştım; yanılmışım çünkü Türkiye gündemi allak bullak olmuşken, benim gözüme çarpan sosyal olaylar fırtına ile adeta bulanıp bir toz bulutuna dönüşmülerdi.

Kısacası niyetim asla yazılarıma yazın ara vermek değildi ancak uğraştığım işler, röportajlar , onları çözümlemeler ve gündem takibi derken, seyahatler, sıcakla beraber daktilo rehavetine de dönüşmüştü ki, ağustosun bol yıldızlı ilk gecesinde daktilo beni çağırdı ve sizinle aklımdan geçenleri paylaşmak istedim çünkü düşüncelerim, yüreğimin canını yakıyordu ve acıyı paylaşmanın, onu harika bir biçimde hafiflettiğine inanıyorum.

Saygılı bir ada: Lesvos

İki gece üç gün Midille’ye yani Lesvos Adasına, iki kızarkadaşımla gittik geçen çarşamba. Daha doğrusu karşı kıyıya geçiverdik. Geçen haftalarda Badavut’ta denize girerken, dedesi Midillili olan eniştem karşı adayı gösterip bak işte Midilli demişti. Yıllardır, o civarda olduğumuzdan birçok farklı yerden bana karşı kıyıyı işaret edip bak Midilli derdi. Ancak itiraf etmeliyim ki, bu adanın pek de çekici, “klasik bir Yunan adası” olacağını nedense pek düşünmemişimdir. Kim bilir belki de Avrupa uzak olduğu zaman çekici olacağına dair olan bir inanç içimde olduğundandır bu adayı hafife almamın  nedeni.

Uzun lafın kısası, neredeyse plansızca ve en yakın arkadaşımın israrıyla karşı kıyıda buluverdikten sonra kendimi ilk anından son feribota biniş anıma kadar inanılmaz keyifli, hoş bir zaman geçirdim. Çilingir sofralık yemeklere 13 Avro ödemenin büyük huzuru, pırıl pırıl denizleri, evlatlarını korur misali korudukları doğaları ile düşen bir çivi için Unesco’ya mektup yazmakla yükümlü olan sıcak, güleryüzlü ada sakinleri bizlere mükemmel bir tatil yaşattılar. Sağolsun, var olsunlar! Komuşunun taze yemekleri, doğası, zeytinyağı, içtenlikleri dışında en çok hoşuma gideni belki de her canlıya karşı saygı gösterişleri oldu. Nelere mi saygı duyuyorlar?

Saygı her canlının hakkı

Taşlarını bile koruyan adalılar, milyonlarca yıl önce gerçekleşmiş, yanardağ patlamalarından “Petrified Forest” olarak adlandırdıkları bir alanı müzeyi dönüştürmelerini ve bunu bir turist cazibe merkezi haline getirmelerini de son derece zekice buldum. Hatta bu alanın dışında bulunan taşlarla da ada içine bir müze açmışlar.
Lesvos’ta tüm evler neredeyse aynı görünüme sahip. Talan yok. Zeytin ağaçları huzur içerisinde görünüyor. Siteler yerine, yüzyıllardır korunan köyler var.

Lesvoslular, virajlı ada yollarında kaza yapıp hayatlarını kaybedenleri, yaptıkları minik kliselerle anıyorlar. Bu geleneğin benzerlerine çeşitli Avrupa ülkelerinde de rastlamış olabilirsiniz, örneğin Cenevre’de mumlar yakıp, resimler koyduklarına şahit etmişliğim çoktur. Ancak ada sakinlerinin minik beyaz kiliseleri bana çok dokunaklı geldi. Adanın en ücra köşesinde bile bu minik anma köşelerine rastlayabiliyorsunuz.

Tanıdıkları varsa yoldan geçen, sevenleri, akrabaları, gece bir mum yakıp sabahında ise söndürüyorlar. Lesvoslular hatırlamayı seviyorlar, unutmaktan pek hoşlanmıyorlar baksanıza Milattan önce yaşamış lezbiyen bir kadın şairin adı adaya isim olarak veriliyor. . Sokaklarda bir sürü kedi var, çok bakımlı oldukları söylenemez ancak hediyelik eşyaların üzerlerinde onların isimleri var “ Greek Cat” diye yani yunan kedileri, eve gelen anıların üzerinde baş köşeye kuruluyorlar.

En büyük saygıları kadınların özgür seçimlerine…

Ada adını Lezbiyen, şair Sappho’dan alıyor. Doğumu yaklaşık olarak MÖ 630 ile MÖ 612 arasında olarak tahmin edilen ve ölümünün de MÖ 570 olduğu bilinen şair, özgür bir toplumsal yapının meyvesi olan lirik şiirdeki başırısı ile tanınıyor. İçinde bulunduğu özgürlükçü ortamda yetişen bir Afrodit kültü rahibesi olan Sappho, cesareti, samimi yazı dili sayesinde bin yılları aşıp günümüze kadar ulaşmış.
Adaya bugün de hakim olan özgür ortam, bireyler arasında saygının altını çizerken, en çok da bugün kadın özgürlüğü, kadınların kendilerini ifade etmesinin ne denli önemli olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor.

Kadına saygı, kadınla sohbet
Malivos’ta Kismet restorantta yemek yerken, yanımıza, restorantın sahibi Stravlios geliyor ve eşi ile işlettikleri restorantlarını, anılarını anlatıyor. Karısına olan aşkından bahsediyor, okyanus ötesi yaptığı yolculukları anlatıyor ve en önemlisi bize ne yan gözle bakıyor, ne de başka bişey ima ediyor. Gecenin sonunda vedalaşıp gidiyor. Telefonumuzu isteyen yok, deyim yerindeyse de sırnaşan yok çünkü saygı var, dostluk var…Farklı cinse farklı muamele yok aksine, centilmenlik var…

Kadına nefret, kadına taciz
Peki aynı günlerde aynı saatlerde 90 dakikalık feribot mesafesinde benim ülkemde neler oluyor?
Biz o saatlerde, Kismet’te yemeğimizi yerken, meslek sahibi bir adam Türkiye’nin resmi televizyon kanalında kadınlarla ilgili sapkın düşüncelerini dile getiriyor. Sadece cinsiyetçi bir yaklaşımla kalmıyor, üstüne doğaya da karşı çıkıyor. Biyolojiye, bilime…Dünyaya geliş şeklimize isyan ediyor adeta. Öfkesi karşı cinse duyulan bir nefreti aşmış, yaradılışa öfkeli adeta. Türkiye’de ve dünyada bir çok kadının üreme sağlığı ile ilgili sorunlarını konuşmamız gereken bir dönemde ve gelişmişlik düzeyinde, bizler hamileliği bir “ayıp” olarak görüyoruz… Sahi neden?

Çok düşündüm acaba bunu bir patolojik bir vakka olarak görmek mümkün müdür diye? “Hamile kadınların evde oturmalarını talep eden bu kişiyi bireysel bir vakka kabul etmemiz mümkün müdür dedim. Ancak bir senedir adeta sistemli bir kadın düşmanlığının varlığını gözlemlediğmizde bu kişinin sözlerini bireysel bir sapkınlık olarak değerlendirmenin yanlış olacağına kanaat getirdim . Ve geçtim dakitolunun başına.
Bizim artık sormamız gereken soru burdan nasıl bir mesaj almamız gerektiğidir. Türkiye’de anne olmayan kadınlar, özellikle de bekar kadınların toplumsal statülerinin pek de içaçıcı olmadığı bir gerçektir. O halde anneleri bile toplumdan dışlamak bizlere nasıl bir mesaj vermelidir? Sormamız gereken soru bu aslında.

Dönüşüm simgeleri: Kadınlar

Hitler 1934’te yaptığı konuşmasında kadının 3K’ya yani Kinder-Küche- Kirche’ye ( Çocuk-Mutfak-Kiliseye) hapis olması gerektiğinin altını çizmiştir. Toplumsal hayata değil de “Ari” ırkının devamına katkıda bulunmalarına gerektikleri söylenen kadınlar kamusal alandan sistemli bir biçimde dışlanmışlar, uzun süreli işssizliklere mahkum edilmiş, dışlanmaları is meşrulaştırılmıştır. Aynı yıllarda ise Atatürk, 5 Aralık 1934 yılında kadınların toplumsal hayata katılımlarının eksiksiz olmasını sağlamak amaçlı olarak kadınlara oy kullanma hakkının verilmesini, mecliste karşıt görüşlere rağmen kabul edilmesini sağlamıştır.

Bu durum bazı akademisyen, ( bu tez ilk kez Şirin Tekeli tarafından ifade edilmiştir) feminist yazarlar tarafından diğer faşist –totaliter rejimlerden bir ayrışmanın altını çizme durumu olarak değerlendirilse de Afet İnan’ın anılarında da görebiliceğimiz üzere, bu hakkın talebi toplumsal hayatın içine giren kadınların seçilme hakkından yoksun oldukları için, kariyerlerinin önünde bir engel olduğunu açıklıkla ifade eder. Konuyu merak edenler de , Osmanlı geç dönem Kadın hareketinin de etkisini, bazı taleplerin varlığını her ne kadar elit bir çevredende olsa inceyebilirler.
Ben ise, o dönem kadınlar için kamunun bir çok alanında, dile getirilmese de kota konulduğu fikrideyim.

Kadınlar sünnet edilirse…

Kadınlar üstünden değişim, devletlerin kendilerini ifade etme yöntemi olarak her dönem ne yazıkki kullanılmıştır. Özellikle, siyasi birliklerin tamamlanması, rejim değişikleri, savaş dönemleri gibi dönemlerde kadınların oy hakklarını elde ettiklerine şahitlik etmişizdir. Bunun gibi eğitim hakkı gibi kamusal alanda temsil durumlarının olumlu ya da olumsuz değişimlerini görmüşüzdür.

O halde siyasi birliğini tamamlamış, şu an savaşta olmayan bir ülkede, son bir senedir kadınların üreme organların birçok konuya dahil edilmesini nasıl açıklamamız gerekiyor? Bizim nasıl bir mesaj almamız lazım? Yıllarca türbanın kamusal alana girip giremeyeceğini konuşan Türkiye’de bunu kadın özgürlüğe adına savunan kesimlerin bugün kadınları kamusal alandan tamamiyle dışlayan söylemlerini nasıl açıklamamız gerekir? Yarın öbür gün bazı islami rejimlerde uygulanan kadın sünnetinin bizim ülkemizde taşınması gerektiği yönünde görüş biliderecek hatta yasallaşmasını isteyecek kişiler olduğunda ne yapacağız? Saygısızlık bir demokratik özgürlük müdür? Din, dil, ırk ve cinsiyet konularında aklımıza gelen her düşünceyi söylememiz mümkün müdür? İşte yanıtlarını bilmemiz gereken sorular arasında en önemlilerinden birinin son bir senedir kadınların üzerinden yapılan bir siyasetin, neyi değiştirmenin çabası olduğuna dikkat etmemiz gerekir.

Sonuç

Lezbiyenlerin elele denize girdiği, kadınların istedikleri kıyafetlerle dolaştıkları, çıplak plajlara sahip, kadın restorant, otel sahiplerinin olduğu, saygının toplumsal bir duruş olduğu komşumuza özenmemek mümkün değil. Ortak tarihi, ortak yemekleri, ortak şarkıları , ortak bir geçmişi olan Yunanistan ve Türkiye’nin kadın meselesinde bu denli büyük bir ayrım yolunda olmasını son derece tehlikeli ve üzücü buluyorum. Ancak üzgünlüklerin ötesinde, kadınları toplumdan dışlayan bu sistemsel değişiklikle igili etraflıca düşünememiz gerektiğine yürekten inanıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s