Süper kadınlara ne yaptık?

Bugün 1 Nisan. Havalar güzelleşti, çiçekler açtı. İstanbul baharlara büründü. Havayı soludukça yeni fikirler geliyor aklıma, aklımın raflarında bahar temizliği yapıyorum adeta. Ne de tozlanmış fikirlerim! Nefes aldıkça, cıvıl cıvıl olma yolunda ilerliyorum. Yeni fikirler düşündükçe, bahar çiçekleri mi açıyor ne saçlarımın arasında, soludukça bahar havasını yenileniyorum ben sanki. Kim bilir bu bahar yorgunluğu dedikleri, yenilenen fikirlerin heycanından kaynaklanıyordur. Ben de bunun şerefine, dünyaya şu aralar hakim olan bir konu hakkında birşeyler söylemek istiyorum. Bugün, süper kadınların tarihe gömülmesinden bahsetmek istiyorum.


Süper mi? Köle mi?

Öncelikle süper kadınların kim oldukları ile başlayalım. Durumu daha yakından kavramak için, hemen çevremizden bir örnek vermemiz gerekirse , çoğumuzun annesinin süper kadın olduğunu öne sürebiliriz.

Kentli, eğitimli, 80’li yıllarda evlenmiş bu kadınlar Türkiye’nin ilk süper kadın olma misyonu edinmişleridir .Yalnızca yarı zamanlı ya da evlilik-iş hayatlarını kolay yürütebilicekleri kariyerleri seçmemiş, şirket kariyerleri de yapmışlardır. Çalışan annelerinden farklı olarak kendi gelişimlerine, iyi görünmeye de çok önem vermişlerdir. Simone de Beauvoir’ın  dediği gibi “çifte yükleri” vardır annelerimizin.

Hem çalışıp hem de ev işleri yapmayı sürdürmüşlerdir. Eskiden yabancı uyruklu, düşük ücretlere çalışan tam zamanlı ev kadınlarının da olmadıklarını düşünürsek, annelerimiz aslında 80’lerin batılı bir ideali olan “herşeye sahip olma” felsefesinden dolayı bir hayli mesai yapmışlardır.

Onların, işleri asla işte bitmedi üstelik kimseye de tam olarak yaranamadılar. Hem çocuk yaptılar hem kariyer ama işlerinde çok yükselmeleri mümkün olmadı. Evde ise hep vicdan azabı ve yetersizlik duyguları aralarında, 50’lilerine geldiklerinde isyan ettiler. Çoğu şeker yer gibi depresyon haplarına yüklendi.

Hep birileri ilgisizlikten onlara yakındı. Anneler gününde onlara mutfak robotu hediye alındı, evlilik yıl donümünde de fırın..Nerden çıkartıyorsun Sevgilier Gününü dendi. Bana ilgi göstermediğin için seni aldattım aslında seni seviyorum sözleri söylendi. Bir çok boşanan oldu üstelik geç yaşlarında, tam da beraber yaşlanacakken üstelik daha bir genç kadına kaptırdılar saçlarını süpürge ettikleri adamları. Sonra kişisel gelişim kitaplarına sarıldılar, terapi sınıflarına, aylarca psikolog seansları ile hayatlarını devam ettirdiler. Boşanmayanlar da çok mutlu sayılmazlardı. Hiç unutmam üniversite hocalarımdan biri, kendisi ODTÜ’lü bir sosyologtu, eve gidip yemek yaparken kendini bulduğunda, hayata sinirlendiğini söylemişti. İşte o sinirin adı dırdır oluyordu halbuki sıkışıp kalmışlardı kadınlar. Üstelik eğitimli, meslek sahibi oldukça daha da açmaza girmişlerdi…Olması beklenilen doğaüstü bir kadındı. Ve bu mükemmellik imgesinin altında ezildiler…

Olması istenilen yukarıdaki kadındı ama o kadının moda çekiminden öteye gitmesi pek mümkün değildi.

Peki sahi babalar ne yaptı? Babalar kariyer yaptılar. İşlerinde yükseldiler.  Eve geldiler, yemek hazırdı. Mavi gömleğimi gördün mü? Ve çorapları mı nereye koydun diye sordular. Davama çalışıcam, ya da akşama toplantım var sen çocuğun ödevlerine yardımcı olabilir misin, veli toplantısına gider misin dediler. Maçı izliyorum, akşam ne yiyeceğiz gibi birbirinden bunaltıcı tümceleri yeniledirler. O işi eşim bilir en iyisi siz ona sorun dediler. Kendi aileleri için alışveriş yapılırken hafta sonları bir koltukta oturup, hadi ama çabuk al şu hediyeyi diye sızlandılar. Sonra da, eşlerinden dumanlar çıktıklarını görünce sen bir psikoloğa gitmek ister misin çünkü bu aralar çok sinirlisin diye hafif korkarak, hafif dalga geçerek sordular. Oysaki yardım ister misin, hadi evliliğin gerçek amacı olan hayatı paylaşalım mı diye sorsalardı durum çok farklı olabilirdi.

Kadınlar bu çifte yük altında durmadan ezildiler üstelik bugün hala uzun eğitim dönemlerinden sonra evlenen, yurtdışında yaşamış, Avrupa’lıyız, İtalyan-Fransız şarabını çok iyi biliriz, Medici ailesinin portresini çıkartırım diyen genç kadın-erkekler dahi hala aynı taleplerde bulunmuyorlar mı? Sizin de kulaklarınıza şu garip sözler çalınmıyor mu “Yok ya, nerde o eski kızlar, bunlar bu işlerden anlamaz!”. Halbuki Y jenerasyonundan, şehirli kadınlardan nadirdir ki evde iş yaptırılısın ama ne hikmetse kadınların ev işi yapmalarını doğal bir yetenekten kaynaklandığını düşünürler.  Üstelik tanınmış şeflerin hepsi erkekken, kadın evde yemeği neden yapsın?

Eh insan durum böyle olunca, yoğun çalışma saatlerinden sonra eve gelen ve hala çalışmaya devam kadınların aslında süper değilde birer köle olduğunu düşünmeden edemiyor.

Süper kadın öldü mü?

Peki gerçekten de herşeyi yapabilir miyiz?

1980’lerde, hem kariyer hem de çocuk yapmaları için insan üstü bir çabaya sahip olması ideali ile ortaya atılan ve kadınların kariyer yapması için önlerini açan adeta reform niteliğindeki bir kadın modeli olmakla birlikte bugün kadın depresyonlarının en önde gelen sebeplerinden birini oluşturan bu insanüstü  süper kadın modeli 2000’lerin ikinci onluğuna girdiğimiz bu yıllarda artık reddilmeye başlandı. (Şükürler olsun, tabi bu fikrin Türkiye’ye gelmesi zaman alacağa benziyor, ne de olsa kadınların yalnızca yüzde 30’unun çalıştığı, yüzde 14’ünün mecliste, yerel temsil oranlarının yalnızca 0.06 olduğu, güç ve karar mekanizmalarından hemen hemen hiç yer almayan bir Türkiye’de şüphesiz özel alan devrimi bir hayli zor oluyor ancak bu konuda kadın, erkek üstümüze düşen rolleri yaparsak belki de evliliğin o monotonluğundan, bitmeyen bir yük gibi algılanan rollerinden sıyrılabiliriz.)

Bugünlerde, raflarda gözünüze çarptıysa bir çok feminizm kitabı, kimi satış kaygısı yaşadığı için, cupcake resimleri ile basılırken, farklı üsluplarda da olsa aynı konuları işliyor. Ortak özne: Kadın- erkek eşitliğinde ciddi bir ilerleme kaydedilmiş gibi durmasının aksine aslında cinsiyetçi yaklaşımların perçinlendiği ve eşitlik arayışında umulanın aksine ciddi bir ilerleme kaydedilmemiş olmasıdır. Eşitlik devriminin, Darwin evriminden bile bazı konularda özellikle özel alanda çok daha yavaş gittiği bir gerçektir. Bu yüzden de artık süper kadın idealini öldürmek gerektiği üzerine hemfikir olan bu kitaplar yazılmaktadır. Kadınları yetersiz hissettiren, gündelik hayatlarında mutsuz kılan bu mükemmel kadın imajı aslında hiç olmamıştır.

Süper kadın yerine süper ebeveynler

Elbetteki bir çok kişi, özellikle de evlenen bireyler çocuk yapmak isterler ancak yaşadığımız dünyada, aldığımız eğitimler ve meslek ideallerimiz bir önceki nesillerden daha da önemli bir hale gelmiştir. Üstelik ekonomilerin kötü gitmesi nedeni ile çift maaş neredeyse bir zorunluluk olmuştur. Peki hem çocuk hem kariyer nasıl mümkün olur?

Kadının üzerinden bu yükü alıp, çocuğun dünyaya gelmesine vesile olan diğer bir kişiyle bu yük pekala paylaştırılabilir. Yapılan bir çok araştırmada yalnız yaşayan kadınlar tek başlarına yaşarlarken yaptıkları ev işlerinin, çift olarak yaşamaya başladıklarında farklı oranlarda, arttıkları tespit edilmiş. Normalde ev arkadaşınızla dahi yaşarken eşit bir paylaşım olurken, beraber bir hayat paylaştığınız kişi ile bu oranın iki katına çıkması size de garip gelmiyor mu? Bir garip gelen diğer konuda aynı bağlamda erkeklerin daha fazla kazanan olmasını bekliyor olmak. Hani aynı işleri yapıyorduk, neden o daha fazla kazansın? Ya da neden daha fazla kazanıyorlar diye de sorabiliriz. (Bu tamamiyle ayrı bir konu olduğu için daha fazla açmıyorum.)

Şimdi belki de Roman Krznaric’in sorduğu gibi soruyu, yeni nesil olarak şu şekilde sormamız gerekmektedir: “Kadınlar hepsine birden sahip olabilir mi? Sorusu yerine sorulması gereken, “Ebeveynler ‘hepsine birden sahip olabilmek için birbirlerine nasıl destekleyebilirler?” olmalıdır”.

Hepimizin babalarımızla daha özenli zaman geçirmeye ihtiyacı yok mu?

Böylelikle doğacak çocuk ile kariyerden vazgeçecek ilk kişinin anne olması yerine, babanın da bu duruma ortak olması gerekir. Kadın erkek-eşitliğinde dünyaya örnek olan Kuzey Avrupa ükelerinde babanın da işe dahil edilmesinde büyük başarılar kazanılmıştır. Ücretsiz olarak verilen kırkaltı haftalık doğum izni sayesinde, anne ve baba çocuğun bakımını ortak olarak paylaşabilmekteler. Böylelikle iki tarafta kariyerlerinde ve evliklerinde daha dengeli ilerleme şansları elde edebiliyorlar. Bilmem biliyor musunuz ama Kuzey Avrupa ülkelerinde evlenmeler artarken, boşanmalar azalıyor, eminim ki hayatın ağır sorumluluklarını paylaşmak, evlikleri gerçek amaçlarına daha da yakınlaştırıyordur.

Sonuç

Kim bilir hem belki de hepsine birden sahip olmak gerekmez. Belki çocuksuz, belki kariyersiz olursunuz ya da ikisini birden gerçekten sizi düşünen, sizi siz olduğunuz, işinizle kabul etmiş birisi ile yapabilirsiniz.

Bu baharı belki de özel hayatlarımızdaki düzenlemelere ayırabiliriz. Henüz evli değilsek bile, bir gün başımıza gelirse bunları baştan konuşarak, talep ederek evlenebiliriz. Yoksa şu beni çok güldüren tişörtteki gibi hissedebiliriz: “Game Over”!

Hazır henüz çok gençken, hazır kariyerlerde dolu dizgin ilerlerken, yıllar sonra geriye bakıp, evet o şirketin CEO’su ben olabilirdim ya da iyi bir yazar olabilirdim, ya da tasarımcı demek yerine, kariyeriniz ve aile hayatınızı paylaşarak daha mutlu kalabilirsiniz….

Aslında olmayan bir kadın modeli için depresyona girmemize pek de gerek yoktur, ne dersiniz?

Deniz Bağrıaçık

Source: google.com via Martín on Pinterest

Reklamlar

Süper kadınlara ne yaptık?” üzerine 2 yorum

  1. Anne-Marie Slaughter “Why women can’t have it all” diye çok güzel açıklamalarla dolu bir makale yazdı. Oldukça uzun ve başlığını okuyunca kadınları umutsuzluğa kaptıracak gibi duyulabilir ama aslında bence başka bir mesaj var. Tam da senin dediğin gibi çok başarılı olsalar bile iş hayatlarından çocukları uğruna fedekarlık yapanların hep kadınlar olduğundan bahsediyor. Anne-Marie Amerika’da devlet seviyesinde politika planlanması yapan ilk kadın direktördü, Obama ve Hillary Clinton ile çalıştı. Amak iki ergen oğluyla ilgilenmek için işini bir dönem daha uzatmadı. Karamsar gelebilir kulağa ama yazının içeriği başlığından daha başka bir tonda ilerliyor yazı. Bence herkes okumalı, kadınların neden ailelerini tercih ettiklerini anlamak için çok iyi bir yazı. İlk ağızdan.

    Bir de süper anne ve iş kadını imajını okuyunca aklıma Desperate Housewives’ta 3 çocuğu olan Lynette’in işe ve ailesine enerjisi yetsin diye aldığı ilaçlar geldi aklıma. Sonra tabi bir noktada vücudu iflas ediyordu. Ah bu kadınların çilesi ne olacak yavrum?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s