Arayış yıllarım!

On beş yaşımdayken, İstiklal’de Halep Pasajı’nın, son dükkanı olan Liman’da uzun vakitler geçirirdik Feyza ile. Feyza, Pera Güzel Sanatlar’da solfej sınıfında tanıştığım, o yıllardan bugüne taşıdığım bir dostumdur. İlk gençliğimizin gerçek anlamda bir limanı olan bu dükkanda, şimdilerde pek de rağbet görmeyen bir dünyanın varlığının tadını çıkarırdık.

Haftasonları akşamüstüne doğru buraya gider dükkan sahibi İnanç ile oradan buradan sohbet ederdik. Feyza’yı bilmem ama kendimi son derece  asi,  özgür ve de delikanlı hissederdim. Büyük ihtimal o da aynı hisleri paylaşırdı benle. Sörlerin disiplininden nasibini almış fransız ortaokulumdan, ruhumu alıp o limanda bulurdum. Kart postallara, rozet üzerlerine, ince şiir kitaplarına, Kybele adlı mektup zarflarından çıkan şiir dergisine ve en çok da Murat Gülsoy’un çıkardığı Hayalet Gemi adlı derginin sayfalarına bakarken anlamlı hissederim kendimi. Herşey pürüssüz gelirdi bana. Zannedersem de bunun nedeni hayellerim ve hayatımın sırt sırta ilerleyeceğini tahmin etmemden ve bunun ötesinde de tüm kalbimle buna inanmamdan ileri geliyordu.

***

Zannedersem ilk arayışımlarımdan biri de düğmelerimin ilikleri olabilir

Belki de şimdi dönüp dönüp hayatımın o dönemini bu kadar büyük bir şevkat ve ince bir hüzünle anmamın en büyük nedenlerinden birinin, orda değer verdiğim, saygı duyduğum dünyanın beni de değerli kılması olduğunu anlıyorum.

Geriye dönüp baktığımda İnanç’ın belki de beni en çok anlayan insanlardan biri olması da bugün bana çok şaşırtıcı gelir. İnanç şimdilerde zihnimde, sevdiğim ve zar zor hatırladığım bir romanın, kitaptan daha çok hatırlanan hatta ondan daha çok sevilen bir kahramanı gibi. İzini kaybettiğim bu dostun, bunca yıl sonra yeni yaşıma girerken, hayatımı anlamlandırmaya çalışırken bulmam oldukça düşündürücü elbette.

Neden Liman’dan bahsediyorum?

Liman’dan bahsetmemin asıl nedeni, doğumgünümle ilgili  bir yazı yazmaya çalışmam aslında. Doğumgünümle ilgili bir şeyler karalamak isterken, sözcükler beni Liman’a götürüverdi. Belki de kendimi keşfe başladığım ilk yer orasıydı. Yalnız hissettiğim, mutsuz hisettiğim ve aynı zamanda özgür, asi, hayalperest olduğum, günlük tuttuğum, hayatımın amacını, anlamını aradığım yerin başlangıç noktasıydı. Bundan iki sene önce Serra ile Lizbon’a yaptığımız seyahatte, Serra Lizbon Kalesi’nden bakıp,“Burdan bakınca insan denizlere açılmak istiyor” diyerek aslında Portekiz’in o dönemki keşif başarısını bir cümle ile özetlemişti. Tıpkı Liman’ın da bende yarattığı bir keşif isteğine benzer bir istekle Portekizliler dünyayı onlara ilham veren bir okyanusla keşfe çıkmışlardı. Benim için de,  bir sürü şiir, bir sürü yazı kendi yolumu aramamın isteğini yaratıyordu.

New York’ta takı atölyesinde. Zihnimi gerçekten boşaltabildiğim nadir anlardan birinde…

Arayışım nasıl sonuçlandı?

Bu yazımı arayışa itaf etmemin bir nedeni var: Bugün benim doğumgünüm. Bir kaç zamandır hayatta aradıklarım, bulduklarım ve bulamadıklarım arasında düşüncelerimi çarpıştırırken böyle bir yazı yazıverdim. Anılar köşe kapmaca oynarken zihnimde, bir çeşit doğumgünü muhasebesi yaptım kendimce.

Biliyorum ki bazen biz kadınlar, düşüncelerin içinde, hulohoplar çeviriyoruz. Çevirdikçe kısır bir döngüde dönüp duruyoruz ve büyümeyecek şeyler büyüyor zihnimizde… Ben bunu yapmamaya çalışssam da bu ara, biraz daha farklı bir şey yapıyorum: Dersler çıkarmaya çalışıyorum hayatımdan. Hayatımda olanlar kadar gerçekleşmeyen şeylerin de olmamasının bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Bir nedenden beklediğimi, aslında kat etmem gereken yolun uzunluğunu fark ediyorum. Artık şansızlığa hayıflanmıyorum belki de “her işte bir hayır vardır” sözünün kendimce sofistike haliyle bir yol çiziyorum kendime. Ve en çok da fark ediyorum ki on beş yaşımda gittiğim Liman, her ne kadar da arayışın başladığı yer olsa bile, hayatımın sonraki yıllarının belki de çoğundan çok daha amacımdan emin olduğum yerimiş.  Kim bilir hayallerin el değmeden beni anlattığı bir yerdi orası…

Neleri buldum neleri bulamadım?

Bazı zamanlar bulduğumu zannettiklerim oldu: dostluklar, işler, aşklar ve anlamlar gibi. Sonra bulduğumu bildiklerim oldu: dostluklar, işler, kentler ve mutluluklar gibi…Ve hala aramaktan zevk aldığım kimi zaman sabırsız olduğum hisler, işler ve güçler var. Zaman zaman kaybettiğim hayatın anlamı ve varlığımın nedeni sorgulaması ile geçirdiğim bu ömürde, en çok da cesur olmak gerektiğini fark ettim. Hala eğer ben hep oyuncu olmak isterdim diyorsam ve hayatımın en mutlu olduğum anlarının tiyatro sahnelerinde olduğum zamanlara denk geliyorsa, belki de oyunculuk hayalimi, bazen hayatımızın aşkı olduğunu bildiğimiz halde başlamaya tereddüt ettiğimiz bir ilişki gibi görmekten vazgeçip, mantık evlililiği yaptığım kimliğimi bir kenera bırakıp, hayatımın aşkına koşmam gerekir. Kim bilir yeni yaşımda cesaretimi toplayıp Liman’daki kıza geri dönebilirim!

Henüz sade kahveden bir yudum alabildim

Aşka gelince, her ne kadar aşk hakkında kitaplar, romanlar şiirler yazılmış olsa da aşkın dolambaçlı sözlere pek ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. İçinde ama ile kurulan bir cümleye yer olmayan bir sözcük aşk sanki. Tıpkı sade bir türk kahvesi gibi. Kısa, sade ve zihin acıcı. Bundan bir kaç sene önce bulduğumu düşündüğüm de aklımda tek bir ama sözcüğü oluşmadı ama karşı tarafın oluşunca, kahveyi koklayıp geri dönmek gerekti. Şu içilmeyen kahveler de pek bir can sıkıcıdır. Kısacası iki ana konuda da arayışım hala devam ediyor!

Bilanço

Şimdiye kadar tüm başarılarımın sevdiğim şeylerin peşinde koştuğumda geldiğini fark ettim. Hem işte, hem de özel hayatımda aynı dönemde birbirinin aynı kötücül insanlarla karşılaşmamın bir tesadüf değil de olsa olsa bir dersin farklı uygulamaları olabiliceğini fark ettim. Deneyimler bazen çok can acıtsalar da en hakiki dostlarımızdan biri olduğunu bir kez daha anladım. Beş yıl aradan sonra yeniden yaşamaya başladığım İstanbul’da dostluklarımın ne kadar güçlü olduklarını fark ettim.

Hayatımın şehri New York’ta soğuk bir kış gününde Central Park’ta

Gençlik dönemimde nerdeyse hiç para biriktirmezken, daha doğrusu biriktirdiğim tüm parayı büyük aşkıma yani New York’a kaptırıp İstanbul’a dönmüş olsam da dünyanın birbirinden farklı kentlerinde beni evlerinde ağırlayacak dostlar biriktirdiğimi biliyorum. İstanbul’da kötü hissediyorum dediğimde, benimle sinirlenecek, içecek, gülüp, ağlayacak kişilerin varlığı ve beni koşulsuz destekleyecek sonsuz büyük kalpleri olan bir ailenin oluşunun tüm zamanların en büyük serveti olduğunu yeni yaşımda daha iyi kavrıyorum.

Geçirdiğim yılların zihnimde ve kalbimde özetini yapmak gerekirse: Arayış yılları demek en doğrusu olur diye düşünüyorum.  Bazen iyileri bazen de kötüleri bulurken, kimi sorularıma yanıt alırken kimilerinin cevaplarını henüz bulamazken, geride bu arayış yıllarına baktığımda en büyük kişisel başarımın kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenmek olduğunu söyleyebilirim. Dünyanın neresine gidersem gideyim yeniden başlayıp, çabalayacak kadar güçlü hissediyorum. Belki de aradıklarımı bulmak için hiç bu kadar güçlü hissetmemiştim…

Deniz Bağrıaçık

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s